28 Mart 2008 Cuma

Baydaş;

Seninle görüşmeyeli yaklaşık 2 ay oldu; ki son görüşmemiz de yaptığını düşündüğüm bir hata bahanesi ile sadece seni görebilmek için gidişimi 1 hafta ertelediğim zamandı, hatırlarsın.
Senin 2. sınıf, benim ise 1. sınıfım başlayalı yaklaşık 6 ay oldu, seni sürekli aramama, arada sırada konuşmamıza rağmen, gerek telefonunun çekmemeni söylemenden, gerek de bana göre umursamazlığından dolayı beni hiç aramadın, ne de olsa İstanbul'un yaklaşık %97'si Avea'nın kapsama alanı dışında, ucuz olmasalar hiç kullanmazdım o mereti ya, Allah var. Ha mail mi dedin? Kayseri uzak ya, geç geliyor belki.

Hayır hayır hayır, yalan söylemeyeyim. O 6 ay boyunca Beni 1 sefer aradın. hatta o bir seferde defalarca mesaj yolladın, aradın, cevap bekledin. Bilerek cevap vermedim. Peki neden aradığını hatırlıyor musun? Peki neden cevap vermediğimi biliyor musun? Burada tekrar belirtmeme gerek var mı? Yok sanırım.

Yaklaşık 1 haftadır arıyorum, mesaj çekiyorum, cevap bekliyorum. İyi olduğunu bildikten sonra umrumda değil Baydaş, zira insanların benim hakkında ne düşündüğüne kafa yoracak kadar ne büyük bir zihnim, ne de o kadar çok zamanım oldu. Beni düzeltmeye çalışmadıkça, hatalarımı yüzüme vurmadıkça insanların hakkımdaki düşünceleri benim gözümde canım sıkıldığında müsvedde kağıda yazdığım şarkı sözlerinden farksız.
Herşeyi geçtim.
Yaklaşık 1 ay önce İstanbul'daydım. Sana haber vermek istemediğimi sanıyorsan; yanılıyorsun. Acaba o cevap vermediğin aramalardan birinde mi gizliydi o bilgi? Evet.
Peki istanbul'da geçirdiğim 2 günden birini hakediyor muydun? İşte ona cevap veremiyorum artık.

Dün Ben, Betül, Nihal, Özlem, Yiğit ve Eyüp Hoca beraber konuştuk. Peki seni aramadık mı sanıyorsun? Bizzat kendim 6 defa aradım, evet. Cevap vermek mi? Güldürme beni. Cevap vermeyebilirsin, bir bilgilendirmek de mi çok sence? Galiba çok, evet.

Son 2 yılda çok değiştin Zehra. ve seni bu değiştiren her ne ise, onun da değişmesini istiyorum; bu satırları okumana gerek kalmadan.

18 Mart 2008 Salı

Yazınsal dilde ve yerine dabılyu kullanan insanlardan nefret ediyorum

Farkındayım, başlıktan sonra yazı yazmaya gerek kalmadı, doğrusu yazacak başka birşey kalmadı ama olsun, kasacağım ben.

Aslında ilk önce mesajlarda gördüm bu naneyi, ve hakikaten tiksindim, sonra Derya söylemeseydi t9 olmadı mı w'ya sadece tek seferde ulaşıldığından dolayı kullanıldığını, onlara da laf söylerdim, neyse.

Hadi cep telefonlarını geçtik; yahu v çok mu abes bir yerde, v'yi kullanabilmek için bir neden mi belirtmek gerekiyor klavyeye, yoksa sizin klavyeniz w'nin olup v'nun olmadığı bir klavye mi, ki öyle bir dil yok, o yüzden kullanıyorsunuz, w kullanınca sizi adam mı zannediyorlar, Allah aşkına bir neden söyleyin bana.

Ama üzülmeyin, sadece v yerine w değil, z yerine s kullananlardan da nefret ediyorum mesela., sonra her kelimedeki o'dan önce h koyanları. Artık yozlaşma kanımıza işlemiş sanki. Gavuristan'dan gelip de Türkçe'yi yeni öğreniyorlarmış gibi hissediyorum. Ya da Cuma'yla konuşuyorum sanki; ileride c'yi j olarak kullanacaklarından korkuyorum.
"abijim chok gusel ama yapme lutfen boyle" diye.

Bana bir neden belirtin arkadaşlarım, kestane kebap acele cevap ok thx asl kib bye^^

4 Mart 2008 Salı

Ehm


Diğer fotoğraflar Feysbuk'ta; Bizimoolan'ın oturumunu aktive ettirmesi için bir bahane olsun^^

Birkaç kelâmım var yalnız, başı sonu pek de önemli değil.

En başta katılımın sona ermesine 1 gün kala bu geziden beni haberdar eden, ve kafamda en ufak bir fikir yokken benim gelmeme vesile olan, ve gezi boyunca beni yalnız bırakmayan güzel insan
İbrahim Taylan 'ibramtayo' Demirkaya'nın;

4-5 saatliğine dahi olsa gelmesi için rica ettiğimde en ufak bir "Nazlılık" göstermeyip benim için İzmit'ten onca yolu gelen, yaşadığı hiçbir problemi bize en ufak şekilde belli ettirmeyen Nazlı Güneri'nin.

Rahatsız olmasına rağmen bize eşlik eden, ve sonraki günü benim sebep olmamla yatakta geçiren Tolga Yıldızbaş'ın.

Saatin kaç olduğuna bakmadan Anadolu tarafından taa Mecidiyeköy'e gelip de beni gece bilmemkaçta yurdun önüne kadar bırakan, Ertesi gün beraber olamasak da beni harbiden çok mutlu eden İzzettin Kadir Taş'ın

Tekirdağ'dan gelip de o kocaman ayaklarıyla Fatih'ten Sultanahmet'e yürüyerek gelebilen Kendi büyük, kalbi büyük insan Muhammed Cereyan'ın.

2 ayağını sokacak tek bir papuç bile bulamamasına rağmen pazar günü söz verdiği gibi bizi yalnız bırakmayan Özgür Uçkan'ın

Allah'ın Dağındaki TÜYAP'a benim için gelen, vakit sınırlı olsa da güzel vakit geçirten Yunus Vuran'ın.

Benim tutarsızlığım sayesinde ilk önce Taksim'e, sonra bilmemesine rağmen Cevahir'e götürttüğüm, basit bir peçete makinesine söz geçiremeyen, ayaklarımıza kara sular indirten, beni hayatında ilk defa oynadığını iddia ettiği Bowling'de-ki yalan- beni alt eden, buna rağmen bize harika bir gün yaşatan hayatımın en büyük bonuslarından Buğra 'Bizimoolan' Sarıaltun'un

Otobüste ağız tdıyla edemediğimiz tatlı sohbetinden ötürü Fatih Burak'ın

Bize eğlenceli, ve güvenli bir gezi yaşatıp, desteğini en ufak anda dahi esirgemeyen IEEE Erciyes Kolu'nun.

En ufak hataları dahi sevgimden, ve mükemmelliklerinden gözüme çarpan, Ailem değerimde varlıklar olan, iyi ki varlar olan Seçil Orhun ve Ulaş Odabaşı'nın.

Can'ı Gönülden
Öpüyorum Kalbinden.