31 Ekim 2007 Çarşamba

Lütfiye Güvenç'e ithafen.

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiç bir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp,
göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular,
aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namuzsuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde "Onca ayrılığın birinci dereceden failidir." denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet sevgili;

Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer.
Can Yücel

29 Ekim 2007 Pazartesi

Merak ediyorum; ortalama 20 yıllık* yaşantınızda size en çok acı veren olay neydi?**

*Blog'u okuyanların ortalama yaşı olarak 20 esas alınmıştır.
**Benim için önemli olan "Kimin" sorusu değil, "Nasıl" sorusudur; anonim yorumlar beni daha bir mutlu edecektir.

27 Ekim 2007 Cumartesi

Karne gününe bir gün kalmıştır, ve Safa bu gün için oldukça heyecanlıdır ;

=)

21 Ekim 2007 Pazar

En Temiz Nasıl Ölünür?

Baştan söyleyeyim, şehit olmak güzel şey.
Hatta Peygamber Efendimiz'in(s.a.v.) bu konuda bir Hadis-i Şerif'i var, "Ölümlerin en hayırlısı Şehitlerin ölümüdür" diye.
Ayrıca islam dininin kampanyası var, şehit olursan Cennet'e uçuşlar aktarmasız, şehit olursak yırttık yani.
Yaklaşık 3-4 ay öncesi, ÖSS'ye girme arefesi.
Ben inceden şehit olabilmenin hesaplarını yapıyorum, günahlarımın bedelini ödemekten korkuyorum çünkü.
Babanneme dokundurtuyorum bu dileğimi hafiften.
Akşam Ana haber bültenini izliyoruz, yine şehit vermişiz, babannem beddua ediyor pkk'ya.
"Babaanne aslında şehit olmak güzel şey değil mi, evladın direk cennete gidiyor, ben olsam üzülür müsün?" diyorum.
Şiddetle karşı çıkıyor.
Aynen şu cevabı veriyor, hala kulağımda çınlıyor;
"Ben seni büyüteceğim, binbir acı çekerek yetiştireceğim, Üniversiteye göndereceğim, mürvetini görebilmek için Allah'a dua edeceğim, elin sidikli Kürdü gelecek bu hakkı benim elimden alacak"
Bir dakika, bir sorun var.
Bir Hadis-i Şerif daha var, bu sefer Peygamberimize acıların en büyüğünü soruyorlar.
"Evlat acısı" cevabını veriyor.
Şehit olarak ölüp de aileme evlat acısı yaşatamam.
Şehit olarak ölemiyorum.
Sıçtık.
Başka bir yol bulmalıyım, daha rahat ölmek için.
Şehit olmayı düşünürken, aklıma George Patton'un şu meşhur sözü geliyor;
"Savaşın amacı ülkeniz için ölmek değil, karşınızdaki alçağın ülkesi için ölmesini sağlamaktır..."
...olmayan ülkesi için...

19 Ekim 2007 Cuma

Dur aklımda birşeyler vardı ama.. Sonra yazayım.
Güzel şeyler bunlar.

13 Ekim 2007 Cumartesi

Bayramlaşma

Mekan: Van; Beşyol Dabbağoğlu Parkı
Tarih: 13 Eylül 2007; Günün ilk saatleri...

Soldan sağa;


Davut a.k.a. Deyvid
Ertan
Hikmet a.k.a. Hikko
Hüseyin a.k.a. Şeker
Erkan
Ali a.k.a mistır "Abi hiç gerek yok" =)
Ben
Ulaş a.k.a. Sıpa

Fotoğraf da Özgür tarafından çekildi.

12 Ekim 2007 Cuma

Bayram kutlama mesajımı evimden yollayayım dedim; o yüzden geciktim =)

Hayırlı Bayramlar. Umarım hepimiz sonrasında bayram edecek kadar Ramazan'ı iyi değerlendirmişizdir.

9 Ekim 2007 Salı

İtikâf

Bugün Hunat'ta geçirdiğim günden sonra; yaşadığım onca yıl, geçirdiğim binlerce gün bana anlamsız geliyor...

7 Ekim 2007 Pazar

Size 1 gün boyunca edeceğiniz duaların 83 yıl boyunca edeceklerinizle aynı kefeye konulacağı söylenseydi;
Ne cevap verirdiniz?

There's a sense of longing in me
As i read rosemary's letter
Her writing's honest
Can't forget the years she's lost
in isolation
She talks about her love
...and as i read
"i'll die alone"
I know she was aching
...

5 Ekim 2007 Cuma

...
Bazıları hiç delirmez
Ne korkunç hayat sürüyorlardır
Allah bilir
Charles Bukowski
Bir alışveriş merkesindesiniz; 6 katlı.
En alt katında bir sirk, iki köpek, ve bir paylaço.
Arka planda eğlenceli bir müzik çalıyor.
Palyaço köpeklere hükmediyor.
Köpekler palyaçonun emirleriyle şaklabanlık yapıyor, çocuklar kahkahalar atıyor, ailelerinin yüzü gülüyor, fakat palyaço ağlıyor...
Ama etraftakiler bunu farketmiyor, farketseler de birşey değişmeyecek hani.
Herşey olması gerektiği gibi, şimdilik.
Ardından üst katların birinden bir bağırma sesi geliyor.
Birisi en yukarıdan aşağıya atlıyor.
Herkes susuyor.
Arka plandaki o eğlenceli müzik çalmaya devam ediyor, fakat bu sefer eğlendirmiyor.
Çocuklar sessizcene ağlamaya başlıyor, ebeveynler ise onların gözlerini kapıyor, onları telkin ediyor.
Ceset hala sahnenin ortasında duruyor.
Kimse ne yapacağını bilmiyor.
Köpeklerden birinin üzerine kan sıçramış.
Paylaço ise cesedin yanına çömelerek ağlamaya devam ediyor.
Kimse cesedin kime ait olduğunu, neden şu anda ölü olarak yerde yattığını bilmiyor.
Cesedin üstü biraz önce paylaçonun elindeki pelerin ile kapanıyor. Fakat ayakları dışarıda.
Müzik hala çalmaya devam ediyor...
Bir teyze ellerini açmış, dua ediyor, belki de kendi evlatlarının erken acısını görmemek dileğiyle.
Herkes dışarı çıkartılıyor.
Arkamdaki dükkanın sahibi şimdiden ne kadar zarar yapacağının hesabını yapıyor.
Ben ise yarın akşam ne yiyeceğimi düşünüyorum.
Dünya dönmeye devam ediyor.
Onun için etmiyor.
Madem Yazgı William Shakespeare'den sözü açtı, oradan devam edelim bakalım =)

Yağmuru seviyorum diyorsun,
Yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun...
Güneşi seviyorum diyorsun,
Güneş açınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
Rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun...
İşte bunun için korkuyorum;
Beni de sevdiğini söylüyorsun...

1 Ekim 2007 Pazartesi

ipod'daki tüm parçaları sildim, Opeth'in itunes'dan lisanslı olarak aldığım albümlerini bile, şimdilik tekrar aktarmayı da düşünmüyorum, zaten Van'a gidene kadar istesem de aktaramam.
Anathema konserine gitme düşüncesini şimdilik askıya aldım.
Sadece 1 şarkı var hayatımda, uzun bir süre de tek başına kalacakmış gibi gözüküyor...

İnşa' Allah

Peygamberimiz'e(Allah'ın selamı onun üzerine olsun) günün birinde Ashab-ı Kehf ve Hızır Aleyhisselam hakkında bir soru sorulur. Resulullah'da bunun hakkında bir Vahiy'in geleceği düşünceyle cevabı yarın vereceğini söyler.

Buraya kadar herşey normal gibi görünüyor.

15 gün boyunca vahiy gelmez.

15 Gün sonra Cibril Aleyhisselam tarafından Kehf Sûresi'nin 23 ve 24. Ayetleri* nazil olur. Gelen ayet ibret vericidir.

"Bundan sonra Benim iznimi dile getirmeden hiçbir söz vermeyeceksin"

*Ayetin tam meâlini de verebilirim, ama sizin Elinize bir Kur'ân-ı Kerim alıp bakmanız daha hayırlı olur.