4 Kasım 2008 Salı

Arkadaş

Türk Dil Kurumu'ndaki karşılığı;
"Birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri, yâren."
Bunu yazma sebebim bu zamana kadar Arkadaşım dediğim fakat aslında bu tanıma uymayan çok arkadaşımın olması, arkadaşın tanımını da bilmiyormuşum, yeni farkettim.

Farklı kişilerden "Buğra sen bana bunu fi tarihinde söylediydin, haklıymışsın" lafını duymak hoş birşey, dün de duydum. Hatta bu özelliğimle anılmak, sakalsız dedenin yavaş yavaş sakalının çıktığını görmek de hoş.

Charm'dan çıkmış gibiyim; Zehra ile bu bir yıl boyunca aramızdan geçenlere anlam veremiyorum. Geçen gün eski kardeşi Buğra'yı çok özlediğini söyledi. Bu cümlesi bir panzehir gibiydi, abartmıyorum, gözümden bir damla yaş geldi. Halbuki ben onu deli olduğu için seviyordum, ve o hala deliydi, bunu biliyordum. Sanırım artık herşey o güzel günlerdeki gibi, bu bile şu an ne kadar yolunda gitmiyorsa gitsin herşey, mutlu olmam için yeterli bir sebep.

Ve son olarak;
"Meet me, in Ankara.."

The Kinks - You Really Got Me Now

30 Ekim 2008 Perşembe

Diş

Bir dişim var. Aslında birçok dişim var da, bu dişim diğerlerinden biraz farklı. Gayet stratejik bir noktada mesela; Frodo gerizekalısı belki yapamaz ama, Sam abimizi koy o dişin oraya tek başına Mordor'u alsın falan düşün artık öyle bir yerde. Bu diş aslında gayet normal gözüküyordu, ben de bilmiyordum, farkı içinde gizliymiş. İçi yok bunun. Şu hafif eğik aynalı hedeler var ya dişçilerin elinden düşmeyen, onun yardımıyla baktım, çürük falan değil bu, kendi çapında aşmış olayı. dışı bildiğin diş, içi fos, nasıl diyeyim, Umut gibi mesela. İki dakika dinledin mi bakıyorsun ki ulan adam yemiş bitirmiş dünyayı, ama iş icraata gelince kapışalım deyince, zırttan bir adam çıkıyor yani, öyle. Neyse, Eskişehir'deki doktor Selman bey-Sıradaki şarkı Ezgi Demiröz'e gelsin- kanal tedavisi lazımmış o dişe dedi, yoksa Hugo gibi dişlerim olacak, korkuyorum da kanal tedavisinden, kime sorduysam aha olm şimdi ocağına incir ağacı dikecekler dedi, düşünün, nasıl korkmayayım beyav.

İnsanoğlu kuş misali, bugünün yarınının garantisi olmuyor. Alakasız olabiliyorlar. Birkaç gündür herşey fazla yolundaydı sanki, mutluydum, bu kadarını haketmediğimi düşünecek kadar, zira herşey yolundaydı, Derslerim desen yolunda, sevdiklerim desen hemen hemen hepsi yanımda, en önemlisi olmasa da. Ailemin keyfi yerinde, sınav programım güzel, bayramı ailemle geçirebileceğim derken, inceden bu kadar yolundalık olmaz, kesin bir pislik çkacak diyordum ki..
Çıktı.
Vize dönemi arefesi, ibramtayo zerre kadar anlam veremediğimiz bir hareket yaptı. Telafisi olsaydı zerre kaygılanmazdım ama, değil işte.
Yarınımı bilmiyorum vesselam, bilmiyorum ne olacak, bilmiyoruz ne olacak.

30 Eylül 2008 Salı

(bkz: paylaşamayacak kadar çok sevmek)

Bir insanı paylaşamayacak kadar çok seviyosanız, ve paylaşmanız gereken birileri varsa artık; ya cıngar çıkartır, o birilerini saf dışı edersiniz, ya da paylaşamayacağınız kadar çok sevdiğiniz kişiyi daha az sever, paylaşabilecek kadar çok sever duruma gelirsiniz.

Üçüncü bir seçenek? Ha?

9 Eylül 2008 Salı

Kiseki No Dekiguai

2.5 ay olmuş; hiç bu kadar boşlamamıştım buraları.

Pencereden Kar Geliyor'u şimdi getirdi önüme itunes, bu sıralar sevdiklerimin hemen hemen hepsi yanımda ama-Aklımdasın İzzettin Kadir Taş- kalsın bakalım boşver.


Ramazan geldi, bir hışımla geldi ama, 8. iftarı yapmışız yahu. 4'te biri bitti farzet işte, hiçbirşey anlamadım. 2'sini Kayseri'de geçirdim, yurda kaydımı yaptırdım, geçen seneki yatağıma geçebildim, Muhsine'yi sinir ettim, dönerken hayatımda ilk defa bir otobüs yolculuğunda paso yattım, Emre ile Kayseri Park'ta Burger King'e gitmeyi özledim.


Paragraflar arası geçiş biraz keskin olacak ama, ufak bir sıkıntım var; Arkadaşlarımı aramıyorum bu sıralar; nedenini bilmiyorum, deli gibi sevdiklerim olsun, aklıma gelmelerini bırak, çıkmıyorlar dahi, kendime ara diyorum, bak ara diyorum, ama aramıyorum, ardından onların aramalarında kendimi sövüyorum, görevimi yapmıyorum gibi hissediyorum, zira sadakat ve vefa konularında hassas olduğumu düşünürüm ama, kendimi üstün gördüğüm taraflardan golleri yiyorum. Konuşmak için, seslerini duymak için, yazdıklarını görmek için dua ediyorum, yalvarıyorum, ama aramıyorum, bir el aramama engel oluyor sanki, kendime de anlatamıyorum bunu, mantıksız geliyor. En sevdiklerim dahi dahil buna, anlayamıyorum.


Ezgi var hayatımda artık. Nasıl girdi, hangi ara girdi, ne zaman azizem oldu, ne zaman özler oldum, ne zaman merak eder oldum, hatırlamıyorum yahu. Görmek istediğim sabahlardan soğuttu beni bir anda. Hikayeme ortak oldu bir anda, sormadım, istemiyordu belki ama, sorgulamadım, o da sorgulamadı, mutlu oldukça yazdı, yazdıkça mutlu oldum, sevdim ama, değdi sanki.


Bayram sonrasına kadar Van'dayım, herşey güzel gibi, şimdilik sizden sadece Rüyalarımın biraz kasvetten kurtulması için dua etmenizi istiyorum.


Tekrar buluşmak dileğiyle.


Anathema - Violence

20 Haziran 2008 Cuma

Today, Tomorrow, Toyota

Anlamıyorum, neden bu sıralar gerekli gereksiz herkes unutmam için olabildiğince büyük bir çaba sarfediyor? Ya da şöyle söyleyeyim, unutmak ne zaman bir marifet haline geldi de, herkes buna sahip olabilmek için yapmadığını bırakmıyor? Neden herkes dünü olmamış gibi kabul etmeye bu kadar meraklı da, geleceğin mükemmel olacağından en ufak bir şüphesi olmuyor? Etrafımdaki bir kişi bile mi ders çıkartamıyor geçmişinden, hepimizin geçmişimi bu kadar tiksinç mi ki geriye bakmaktan utanç duyuyoruz?
Bu bir sorun olabilir, bir hata da olabilir, bir zaafiyet de ama; unutmuyorum. Sadece geçmişte olanları değil, gerekli gereksiz telefon numaralarını, soyisimleri, şarkı sözlerini, şiirleri, önemli önemsiz günleri, mekanları, mail adreslerini.. Evet unutmuyorum. Ve aslını da bilmek isterseniz, kafamın kazan gibi olduğunun farkında da olmama rağmen, bundan çok da büyük bir pişmanlık duymuyorum. Hani "Bunu yazdım bir köşeye" dersiniz ya, sanırım ben herşeyi yazıyorum.
Bunu da yaparken, belki de sahip olduğum şeyin biraz da değerlenmesinin işime geldiğini düşünerek; insanların unutmasından nefret ediyorum; sözlerini, planlarını, hatalarını, hatıralarını. Bir yanlışın iki sefer yapılmasından nefret ediyorum; Beyin'in amacına uygun kullanılmasını istiyorum.
Bir yandan da, yazdıklarımın çok da genel bir yazı olsun istemiyorum.
ÖSS geçti, iyi veya kötü, ama geçti. Sevdiklerimin bazısının beklediğinden iyi geçti, bazısının beklediğinden kötü geçti, ha ben bir sene boyunca zerre tekrar yapmadan 256 yaptım, bence zordu, o ayrı.
İnsanların en iyi meslek en çok para kazanabildiğin meslektir eşitliğini kurmasını anlayamıyorum, bu eşitliği kurup syntax error ayarını alan insanlar da tanıyorum. Doktor olup parayı kırıcam olm mantığına 3-4 sene dersaneye giden güruhu da anlamıyorum. Doktorumun doktorluğu sadece para için seçmesini istemiyorum. İnsanların sevdikleri meslekleri yapmasını istiyorum, bunun için kimsenin dayatmasına maruz kalmalarını istemiyorum. Rehberlik hocamın insanların mesleklerini seçmesinden nefret ediyorum. Çalışanın değil, zeki olanın, aklından fırlamalık geçenin Mühendis olmasını istiyorum. Kitap ezberleyip 3.15 ortalama yapan insan istemiyorum, böyle adamların benim akademisyenim olmasını istemiyorum. Beyin fırtınası yapabilecek, modifiye kabiliyetine sahip, problem çözme konusunda uzman olanın Mühendis istiyorum.
İnsan hayatına önem verdiği için doktor olan insan istiyorum. Bana diferansiyeli kolaylaştıracak bilimadamı istiyorum. Kendisini iyi savunamadıkları için hukuk okuyan avukat istiyorum ben. Karşısındakini mutlu görmekten mutlu olduğu için psikoloji okuyan bir danışman istiyorum. "Ben bu binayı daha güzel tasarlardım" diyen insanın mimar olmasını istiyorum. Kendine iyi öğretemedikleri için öğretmenliği seçen öğretmen istiyorum ben.
Benimle mutlu olduğu için benim yanımda olan arkadaş istiyorum ben. Yanımda hiçbirşeyin eksik olmadığını düşünecek, çocuğunun bana benzemesini istediği için hayatımın yarısı olan bir eş istiyorum.
Derdin, sıkıntının eksik olmadığı bir gelecek istiyorum ben. Her sorundan sonra bir kişiyi elemek istiyorum. Her sıkıntıdan sonra "Bunu da atlatacağımı biliyordum" demek istiyorum ben. "İyi ki vardınız yanımda" demek istiyorum ben sevdiklerime. "Sıradaki gelsin bakalım" demek istiyorum. Tedirgin yaşamak istemiyorum, keyfini çıkarmak istiyorum. Sevdiklerimin her zaman yanımda olmayacaklarının daima aklımda kalmasını istiyorum, yo hayır, unutmuyorum.
İnsanların benimle alakalı-alakasız hatalarını yüzlerine vurmak istiyorum. Her yanlıştan sonra yüzlerinin kızarmasını, bir daha yapmayacaklarına dair bana söz vermelerini istiyorum. Her yüzlerine vuruşumun çıkarım dahilinde olmasını düşünmelerinden nefret ediyorum. Onların sadece yanlarında mutlu olduğum için düşündüklerimi anlamasını istiyorum.
Farkındayım; çok şey istiyorum.

15 Haziran 2008 Pazar

Heyecanlıyım.
Geçen sene böyle değildi, nedense kasmıyordum bu kadar kendimi, sevdiklerim de kasmıyordu, fakat şimdi kastılar azıcık, o yüzden bu heyecanım.
Şu anda da Şeyma için ayaktayım, Erciş'e gideceğiz; Van'ın neredeyse vVan kadar büyük, ve neredeyse Van kadar güzel bir ilçesi. Şeyma'nın sınav yeri oraya çıkmış, gerçi onda fazla heyecan yok, çok fazla bir beklentisi de yok, barajı geçmesi yeterli bizim için, ama olsun, gerçi benim heyecanım onunla pek alakalı değil ya, neyse.
Herşeyin öss olduğunu düşünüyorsanız, alakası yok. Öss sadece başlangıç, asıl herşey, ondan sonra başlayacak. Bu bir ölüm kalım meselesi değil, bazı bünyeler hala kavrayamasa da.
Umarım hepiniz hakettiğinizi alırsınız.
Daha fazla geç kalmayayım, birazdan yola çıkacağız.
Tekrar buluşmak dileğiyle.

24 Mayıs 2008 Cumartesi

Babamın vücudundaki yaralar iyleşiyor yavaş yavaş.
Keyfi yerinde bu sıralar, bol bol gezdiriyor Halam'la Amcam, dışarıya çıkmaya başladı, 2 ay sonra normal hayatına devam edebilecek seviyeye ulaşacakmış, iyi haber. Gerçi arada sırada nazı tutuyormuş bizimkilere, her ne kadar bana karşı olmasa da. Şeyma biraz şikayetçi, gerçi Şeyma her zaman bizim bütün aileden şikayetçi ya, neyse^^

Finaller başladı. Babamın ameliyatı ile allak bullak olan vizeleri düzeltmek zor, ama en azından 6-7 dersten geçersem yaz okulu olmadan topralarım diye düşünüyorum.
Sen nelerin üstesinden geldin, biliyorsun mitican.

Watershed p2p'ye düşmüş. Ama iTunes Store'a inmemişti 12 Mayıs itibariyle. Çok fazla olmasa da dinledim. Giderek metalden uzaklaşıyor sanki Opeth, yine de sevdiriyor kendini tabi.
Burden'a bayıldım yalnız, mutlaka dinlenmeli. Geri kalanını pek dinlemedim, 6 Haziran'dan sonra doyasıya dinleyeceğim xD

Bu sıralar anlamsız rüyalar görüyorum.
Geçen gün Ayşe Kübra'yı gördüm. En son heralde 2 ay önce falan görmüştüm heralde. Ayşe Kübra bölümden öyle muhabbetimizin pek olmadığı sessiz sakin bir kız. Beni bir yere çağırıyordu, ve o yolda beraber yürüdükten sonra bir ev gibi bir yere geliyorduk, heralde onun eviydi, burada kalmamın daha doğru olacağını söylüyor, ama eve giren başka birilerini girince, ki kimin girdiğini bilmiyorum, yanlış yaptığını söyleyerek ağlamaya başlıyordu.
Ertesi gün de Vahit'i gördüm rüyada, Vahit yurttan komşum, dişçi. Bir araba, veya tren de olabilir, yanında böyle zenci desem değil, beyaz desem değil, böyle melez bir bayan var, ki galiba rüyada eşiydi, doğum yapmak üzereydi.
Garip işte, neyse.

öseseye 20 küsür gün kaldı. Geçen gün Kayseri Park Servisiynen Talas'a giderken gördüm ki, dersanenin biri hayvan kadar bir sayaç yapmış kapısına, ÖSS'ye bilmem kaç gün bilmem kaç saniye kalmış diye. Güzel fikir, takdir ettim. Ama herkes soğukkanlı değil, zira öseseye 8 ay var dedim mi naapıcam ben diye fırıldak gibi dönen arkadaşlarım da var, biraz riskli, ama güzel, sevdim.

Daha önce bahsetmedim sanırım; Teknosa'yla yaptığımız cebelleşmenin galiba sonuna geldik; 30 iş gününde teslim edilmeyen arızalı garanti kapsamındaki bilgisayarımın para iadesini yapıyorlar sonunda. Yapmadığım şey kalmadı, ama sanırım sonunda amaca ulaştım, ama son düdük çalmadı, dur hele^^

Alaturka'nın söylediği, benim de uzun süredir aklımda kalan cemaatler konusu vardı aklımda aslında, onu yazacaktım da, başka zamana artık.

Hadi sağlıcakla kalın canlarım.

8 Mayıs 2008 Perşembe

"Issues. Always my damn issues. I've gotten sick of the word, sick of the concept, sick of me. Always making someone else's life hell because of my issues. Who asked for it, who needs it? I should just grow the hell up and get over it. Over, done with, hasta la vista baby."

Düşünüyorum da, yalnız kalmak zor şey.
Ama olsun be abi, yanlış kişinin yanımda olmasındansa, yalnız kalırım daha iyi.
Onlar düşünsün^^ İyi ki varsınız dostlarım.

14 Nisan 2008 Pazartesi

Bu hafta biraz hareketli geçti sanki.

Sınav dönemi, stresten nedense pek de yoksun bir durumdayken, garip gelişmeler oldu.

Yaklaşık 1.5 aydır gelmesi için yapmadığımı bırakmadığım, neredeyse gidip kolundan tutup getirecek seviyeye getirten bir anda; Kral Kayseri'ye geldi. Her ne kadar zamanlaması berbat bir insan olsa da, mükemmel bir zamanda geldi. Yaklaşık 2.5 aydır Van'ı göremeyen, ve hatta neredeyse çıldıracak konuma gelen ben, 36 saat da olsa onun sayesinde biraz özlemimi dindirdim, gidişi hüzünlü olsa da benim için.

Yine gel Ulaş'ım, hayat seninle güzel.

Babam Cumartesi günü Baypas ameliyatını atlattı. Van'a sınavlardan ötürü gidememenin acısıyla, Ve babamın iki sınavım arasını şuursuz geçireceğini öğrenmemle, günüm Ulaş yanımda kulağım telefonda geçti. 4 saatlik bir operasyon, şükürler olsun ki sorunsuz geçti. Salı günü yoğun bakımdan özel odaya alınacak inşallah. O zaman tamamen sorun halloldu diyebileceğim işte.

Zehra hayat belirtisi gösterdi, nihayet. Konuşmamasının sebebi İstanbul'a gelmemi haber vermeyişimmiş, neden haber vermedim acaba. Garip.

Benim pek ihtimal vermediğim Metallica'nın İstanbul'a gelişi nihayet sonuçlandı. Şu anda cebimde Besim'in bilet parası var, yarın satın alması için arkadaşına havale edeceğim. Stadyum konserlerini pek sevmem, ama Metallica'yı canlı görmek herkese nasip olmaz, ha ben gitmem, belki de giderdim, 2 ay sonra hayatımın konseri olmasaydı.

Opeth + Testament + Orphened Land. Ne dersiniz?

11 Nisan 2008 Cuma

Kral geliyor..
Kral Kayseri'ye geliyor...
Ulaş Odabaşı 12 saat sonra Kayseri'ye geliyor...

7 Nisan 2008 Pazartesi

Çiçek dedi ki "Keşke bir ağaç olsaydım"
Ağaç da dedi ki "Keşke başka tür bir ağaç olabilseydim"
Kedi bir arı olabilmeyi dilemişti.
Kaplumbağa ise uçabilmeyi;
Tüm çatıların üzerine çıktıktan sonra bir anda denizin derinliklerine dalabilmeyi dilemişti.
Denizin içinde bir balık,
Gizli bir dileği olan bir balık.
O dilek üzerinde pembe bir çiçek olan büyük bir kaktüs olabilmek.

..Ve çıngıraklı yılan dedi ki; "Ellerimin olmasını dilerdim.
O zaman sana bir insan gibi sarılabilirdim"
Kaktüs karşılık verdi;
"Anlamıyor musun?
Vücudum yüzlerce sivri dikenle kaplı.
Seni binlerce bıçakla karşı karşıya bırakmış gibi yaralayacaktır.
Sarılmak güzel olurdu fakat;
Çiçeğime gözlerinle sarıl."

Olmadı sanki ama bunun gibi birşey işte.

28 Mart 2008 Cuma

Baydaş;

Seninle görüşmeyeli yaklaşık 2 ay oldu; ki son görüşmemiz de yaptığını düşündüğüm bir hata bahanesi ile sadece seni görebilmek için gidişimi 1 hafta ertelediğim zamandı, hatırlarsın.
Senin 2. sınıf, benim ise 1. sınıfım başlayalı yaklaşık 6 ay oldu, seni sürekli aramama, arada sırada konuşmamıza rağmen, gerek telefonunun çekmemeni söylemenden, gerek de bana göre umursamazlığından dolayı beni hiç aramadın, ne de olsa İstanbul'un yaklaşık %97'si Avea'nın kapsama alanı dışında, ucuz olmasalar hiç kullanmazdım o mereti ya, Allah var. Ha mail mi dedin? Kayseri uzak ya, geç geliyor belki.

Hayır hayır hayır, yalan söylemeyeyim. O 6 ay boyunca Beni 1 sefer aradın. hatta o bir seferde defalarca mesaj yolladın, aradın, cevap bekledin. Bilerek cevap vermedim. Peki neden aradığını hatırlıyor musun? Peki neden cevap vermediğimi biliyor musun? Burada tekrar belirtmeme gerek var mı? Yok sanırım.

Yaklaşık 1 haftadır arıyorum, mesaj çekiyorum, cevap bekliyorum. İyi olduğunu bildikten sonra umrumda değil Baydaş, zira insanların benim hakkında ne düşündüğüne kafa yoracak kadar ne büyük bir zihnim, ne de o kadar çok zamanım oldu. Beni düzeltmeye çalışmadıkça, hatalarımı yüzüme vurmadıkça insanların hakkımdaki düşünceleri benim gözümde canım sıkıldığında müsvedde kağıda yazdığım şarkı sözlerinden farksız.
Herşeyi geçtim.
Yaklaşık 1 ay önce İstanbul'daydım. Sana haber vermek istemediğimi sanıyorsan; yanılıyorsun. Acaba o cevap vermediğin aramalardan birinde mi gizliydi o bilgi? Evet.
Peki istanbul'da geçirdiğim 2 günden birini hakediyor muydun? İşte ona cevap veremiyorum artık.

Dün Ben, Betül, Nihal, Özlem, Yiğit ve Eyüp Hoca beraber konuştuk. Peki seni aramadık mı sanıyorsun? Bizzat kendim 6 defa aradım, evet. Cevap vermek mi? Güldürme beni. Cevap vermeyebilirsin, bir bilgilendirmek de mi çok sence? Galiba çok, evet.

Son 2 yılda çok değiştin Zehra. ve seni bu değiştiren her ne ise, onun da değişmesini istiyorum; bu satırları okumana gerek kalmadan.

18 Mart 2008 Salı

Yazınsal dilde ve yerine dabılyu kullanan insanlardan nefret ediyorum

Farkındayım, başlıktan sonra yazı yazmaya gerek kalmadı, doğrusu yazacak başka birşey kalmadı ama olsun, kasacağım ben.

Aslında ilk önce mesajlarda gördüm bu naneyi, ve hakikaten tiksindim, sonra Derya söylemeseydi t9 olmadı mı w'ya sadece tek seferde ulaşıldığından dolayı kullanıldığını, onlara da laf söylerdim, neyse.

Hadi cep telefonlarını geçtik; yahu v çok mu abes bir yerde, v'yi kullanabilmek için bir neden mi belirtmek gerekiyor klavyeye, yoksa sizin klavyeniz w'nin olup v'nun olmadığı bir klavye mi, ki öyle bir dil yok, o yüzden kullanıyorsunuz, w kullanınca sizi adam mı zannediyorlar, Allah aşkına bir neden söyleyin bana.

Ama üzülmeyin, sadece v yerine w değil, z yerine s kullananlardan da nefret ediyorum mesela., sonra her kelimedeki o'dan önce h koyanları. Artık yozlaşma kanımıza işlemiş sanki. Gavuristan'dan gelip de Türkçe'yi yeni öğreniyorlarmış gibi hissediyorum. Ya da Cuma'yla konuşuyorum sanki; ileride c'yi j olarak kullanacaklarından korkuyorum.
"abijim chok gusel ama yapme lutfen boyle" diye.

Bana bir neden belirtin arkadaşlarım, kestane kebap acele cevap ok thx asl kib bye^^

4 Mart 2008 Salı

Ehm


Diğer fotoğraflar Feysbuk'ta; Bizimoolan'ın oturumunu aktive ettirmesi için bir bahane olsun^^

Birkaç kelâmım var yalnız, başı sonu pek de önemli değil.

En başta katılımın sona ermesine 1 gün kala bu geziden beni haberdar eden, ve kafamda en ufak bir fikir yokken benim gelmeme vesile olan, ve gezi boyunca beni yalnız bırakmayan güzel insan
İbrahim Taylan 'ibramtayo' Demirkaya'nın;

4-5 saatliğine dahi olsa gelmesi için rica ettiğimde en ufak bir "Nazlılık" göstermeyip benim için İzmit'ten onca yolu gelen, yaşadığı hiçbir problemi bize en ufak şekilde belli ettirmeyen Nazlı Güneri'nin.

Rahatsız olmasına rağmen bize eşlik eden, ve sonraki günü benim sebep olmamla yatakta geçiren Tolga Yıldızbaş'ın.

Saatin kaç olduğuna bakmadan Anadolu tarafından taa Mecidiyeköy'e gelip de beni gece bilmemkaçta yurdun önüne kadar bırakan, Ertesi gün beraber olamasak da beni harbiden çok mutlu eden İzzettin Kadir Taş'ın

Tekirdağ'dan gelip de o kocaman ayaklarıyla Fatih'ten Sultanahmet'e yürüyerek gelebilen Kendi büyük, kalbi büyük insan Muhammed Cereyan'ın.

2 ayağını sokacak tek bir papuç bile bulamamasına rağmen pazar günü söz verdiği gibi bizi yalnız bırakmayan Özgür Uçkan'ın

Allah'ın Dağındaki TÜYAP'a benim için gelen, vakit sınırlı olsa da güzel vakit geçirten Yunus Vuran'ın.

Benim tutarsızlığım sayesinde ilk önce Taksim'e, sonra bilmemesine rağmen Cevahir'e götürttüğüm, basit bir peçete makinesine söz geçiremeyen, ayaklarımıza kara sular indirten, beni hayatında ilk defa oynadığını iddia ettiği Bowling'de-ki yalan- beni alt eden, buna rağmen bize harika bir gün yaşatan hayatımın en büyük bonuslarından Buğra 'Bizimoolan' Sarıaltun'un

Otobüste ağız tdıyla edemediğimiz tatlı sohbetinden ötürü Fatih Burak'ın

Bize eğlenceli, ve güvenli bir gezi yaşatıp, desteğini en ufak anda dahi esirgemeyen IEEE Erciyes Kolu'nun.

En ufak hataları dahi sevgimden, ve mükemmelliklerinden gözüme çarpan, Ailem değerimde varlıklar olan, iyi ki varlar olan Seçil Orhun ve Ulaş Odabaşı'nın.

Can'ı Gönülden
Öpüyorum Kalbinden.

2 Şubat 2008 Cumartesi

2 ay olmuş neredeyse, oha.
Neyse.
Bu sıralar öküz altında fazlasıyla buzağı arar oldum.
Türban'ı tartışmanın samimiyetle söylüyorum ki, boku çıktı. İçimiz dışımız feysbuk oldu ya, artık birbirine hakaret eden edene. Zaten adam akıllı bir yönetim grubuda yok, korkuyorum yakında Rocco Siffredi fan kılab açılacak da aleni olarak videoları yayınlanacak, şimdi baktım da, zaten varmış^^
Türban tartışması dedik ya, işin garibi benimle türbanı tartışan insanların asıl derdinin türban olmaması. Biraz önce bir grup gördüm, "Türk kadını sen kara çarşafa layık değilsin" diye, ya da böyle birşeydi, sanki kara çarşafa zorlayacak anayasa, sanki kıçımızdan uydurduk Başörtüsü'nün varlığını, estağfurullah çekmekten bir hal oldum. Gerizekalı herifler; herşey'e bir cevabınız var da O'nun gönderdiğine karşı bir sefer boynunuzu bükün.
Herşeyi boşverdim, tartışmaya girdiğim grubun birinde haşa ki Resulullah'ı(sav) kötülüyorlar. Yok efendim sizin türbanla falan derdiniz, sizin derdiniz İslam'la. Buradan Damat Ferit embesiline selamlarımı gönderiyorum, o ayrı.
İşin bir diğer garip kısmı, Atatürk'ün başörtüsüyle bir düşmanlığı varmış gibi gözüküyor olması, hayır efendim, yok öyle birşey. Kimisi Atatürk yaşıyor olsaydı kimse başörtüsüyle üniversiteye giremezdi diyor, ahah. Kılık kıyafet devrimi ne demek onu bile bilmiyorsunuz siz.
Açılan gruplara bakıyorum, grupların kurucularının çoğunluğu bacak kadar lise öğrencileri; yalnış anlamayın, öyle yaşla başla falan olmuyor bu işler, onu demek istemiyorum, ama feysbuk'a girebilmek için yaşını büyüten bir kesim bu kadar kesin ve nefret dolu yargılara hangi yaşadıkları olaylar sonucu ulaşıyorlar, onu merak ediyorum. Arkalarında kimler var bunların, hangi partilerden destek görüyorlar, amaçları ne, artık eylemler mi yapılmıyor, acaba Türban "-1 Level, -40 Disarm Trap, Increase effect of all mind spells" sağlayan bi Amulet de çıkartınca hayat daha mı güzel oluyor, daha mı çağdaşlaşıyoruz, yoksa siz Cavalier kasıyorsunuz da ihtiyacınız mı yok, anlamıyorum ki. Emir büyük yerden valla hocam, kusura bakmayın, yapabileceğim birşey yok.
Türban'ı isteyenle istemeyen arasında çok fazla bir fark yok aslında;
Biri Atatürk'e dua ediyor; diğeri Atatürk'ü gönderdiği için onu Yaradan'a dua ediyor, bu kadar.
Bu sıralar hafiften sinirliyim, İzzettin Kadir Taş'ın varlığı bile bu sinirimi gideremiyor xD.
Kusura bakmayın bu seferlik.
Sağlıcakla kalın.

8 Aralık 2007 Cumartesi


...hangi umudun peşinden yola çıkmıştın ki?

4 Aralık 2007 Salı

Zaman geçiyor, ve ben bundan nefret ediyorum.

Dün akşam; Fizik vizesine çalışırken, Emre bana lise yıllığını gösterdi. Ben ise, onun lise yıllığı ile ilgilenmekten ziyade; kendi dönemimin bir yıllık yapmamasının içimde yarattığı buruklukla bizim yıllığımız olsaydı içinde nelerin yazılacağını düşündüm.

Evet, şu anda bu yazıyı "Elektrik-Elektronik Mühendisi adayı" ünvanı ile fakültemin kantininde yazıyor olabilirim. Şu anda mutlu olduğum da doğru. Cuma akşamı babannemi öperek ona iyi geceler dileyeceğimi de biliyorum; O'nun izniyle. O zamanlar bana çok da güzel şeyleri hatırlatmıyor olabilir. Lise zamanında hata yapmaktan yalama olmuş da olabilirim. Doğruyu bulamadığım bir zamana neden geri dönmek isteyeyim ki?
İstiyorum işte.
Yıllıkta yazacaklarım şekilleniyor kafamda. Tabi bunları yazacak bir akla sahip miydim o zamanlar, tartışılır.
Güvenç'e "Tercihleri beraber yapalım ki aynı şehire denk gelmeyelim, senden kurtulmam gerek" yazardım mesela. 12 yıl beraber okumak yeter yahu, biraz izin versin özleyeyim onu.
Yiğit'e "Her ne kadar pek ortalarda olmasa da, en kritik anda, maç boyunca seesiz kalıp da uzatmalarda golü atıp kahraman olan beceriksiz forvet oldun. Teşekkür ederim" derdim.
Reha'ya "İngilizce derslerinde sözlüde sıfır almada bana eşlik ettiğin için teşekkür ederim" derdim.
Ender'e "Eğer Huriye Hoca'nın ödevlerini kaale alıp yapan tek erkek olmasaydın sana 'Kız Ender' demezdim, özür dilemiyorum yine de, üzülme, hallederiz :D" derdim.
Betül'e "O kavgada ben haklıydım" derdim mesela.
Mesut'a "Seninle tekrar beraber eve gidip NBA hakkında konuşabilmeyi, ve okuldan kaçıp 2-2 The Conquerors oynamayı dilerdim" derdim.
Zehra'ya hiç birşey yazmazdım, yazamazdım.

Evet evet;
Zaman geçiyor, ve ben bundan nefret ediyorum.

13 Kasım 2007 Salı

Saf çoban uğradığı haksızlıktan şaşırmış gibiydi. Mantığını kaybetmemişti. Acı bir serzeniş tavrıyla:
-Ne olacak efendim, dedi; hesabını doğru veren işte böyle yüzünün akı ile dışarı çıkar.
Ömer Seyfettin.

7 Kasım 2007 Çarşamba

Hani bazen dersin ya; "Bu gün harika bir gün" diye.
İşte bu gün öyle bir gün =)

5 Kasım 2007 Pazartesi

http://miticanhede.blogspot.com/2006/06/karne-gn.html

"Geri dönüşüm olmayacakmış gibi hissettim kendimi bir an. Neyse."
demişim.

Acaba geri dönmeyeceğimi biliyor muydum?

2 Kasım 2007 Cuma

-Biraz nostalji yapalım; di mi Cevat abi?
-Evet Benjamin.

Metallica - Until it Sleeps

31 Ekim 2007 Çarşamba

Lütfiye Güvenç'e ithafen.

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiç bir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp,
göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular,
aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namuzsuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde "Onca ayrılığın birinci dereceden failidir." denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet sevgili;

Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer.
Can Yücel

29 Ekim 2007 Pazartesi

Merak ediyorum; ortalama 20 yıllık* yaşantınızda size en çok acı veren olay neydi?**

*Blog'u okuyanların ortalama yaşı olarak 20 esas alınmıştır.
**Benim için önemli olan "Kimin" sorusu değil, "Nasıl" sorusudur; anonim yorumlar beni daha bir mutlu edecektir.

27 Ekim 2007 Cumartesi

Karne gününe bir gün kalmıştır, ve Safa bu gün için oldukça heyecanlıdır ;

=)

21 Ekim 2007 Pazar

En Temiz Nasıl Ölünür?

Baştan söyleyeyim, şehit olmak güzel şey.
Hatta Peygamber Efendimiz'in(s.a.v.) bu konuda bir Hadis-i Şerif'i var, "Ölümlerin en hayırlısı Şehitlerin ölümüdür" diye.
Ayrıca islam dininin kampanyası var, şehit olursan Cennet'e uçuşlar aktarmasız, şehit olursak yırttık yani.
Yaklaşık 3-4 ay öncesi, ÖSS'ye girme arefesi.
Ben inceden şehit olabilmenin hesaplarını yapıyorum, günahlarımın bedelini ödemekten korkuyorum çünkü.
Babanneme dokundurtuyorum bu dileğimi hafiften.
Akşam Ana haber bültenini izliyoruz, yine şehit vermişiz, babannem beddua ediyor pkk'ya.
"Babaanne aslında şehit olmak güzel şey değil mi, evladın direk cennete gidiyor, ben olsam üzülür müsün?" diyorum.
Şiddetle karşı çıkıyor.
Aynen şu cevabı veriyor, hala kulağımda çınlıyor;
"Ben seni büyüteceğim, binbir acı çekerek yetiştireceğim, Üniversiteye göndereceğim, mürvetini görebilmek için Allah'a dua edeceğim, elin sidikli Kürdü gelecek bu hakkı benim elimden alacak"
Bir dakika, bir sorun var.
Bir Hadis-i Şerif daha var, bu sefer Peygamberimize acıların en büyüğünü soruyorlar.
"Evlat acısı" cevabını veriyor.
Şehit olarak ölüp de aileme evlat acısı yaşatamam.
Şehit olarak ölemiyorum.
Sıçtık.
Başka bir yol bulmalıyım, daha rahat ölmek için.
Şehit olmayı düşünürken, aklıma George Patton'un şu meşhur sözü geliyor;
"Savaşın amacı ülkeniz için ölmek değil, karşınızdaki alçağın ülkesi için ölmesini sağlamaktır..."
...olmayan ülkesi için...

19 Ekim 2007 Cuma

Dur aklımda birşeyler vardı ama.. Sonra yazayım.
Güzel şeyler bunlar.

13 Ekim 2007 Cumartesi

Bayramlaşma

Mekan: Van; Beşyol Dabbağoğlu Parkı
Tarih: 13 Eylül 2007; Günün ilk saatleri...

Soldan sağa;


Davut a.k.a. Deyvid
Ertan
Hikmet a.k.a. Hikko
Hüseyin a.k.a. Şeker
Erkan
Ali a.k.a mistır "Abi hiç gerek yok" =)
Ben
Ulaş a.k.a. Sıpa

Fotoğraf da Özgür tarafından çekildi.

12 Ekim 2007 Cuma

Bayram kutlama mesajımı evimden yollayayım dedim; o yüzden geciktim =)

Hayırlı Bayramlar. Umarım hepimiz sonrasında bayram edecek kadar Ramazan'ı iyi değerlendirmişizdir.

9 Ekim 2007 Salı

İtikâf

Bugün Hunat'ta geçirdiğim günden sonra; yaşadığım onca yıl, geçirdiğim binlerce gün bana anlamsız geliyor...

7 Ekim 2007 Pazar

Size 1 gün boyunca edeceğiniz duaların 83 yıl boyunca edeceklerinizle aynı kefeye konulacağı söylenseydi;
Ne cevap verirdiniz?

There's a sense of longing in me
As i read rosemary's letter
Her writing's honest
Can't forget the years she's lost
in isolation
She talks about her love
...and as i read
"i'll die alone"
I know she was aching
...

5 Ekim 2007 Cuma

...
Bazıları hiç delirmez
Ne korkunç hayat sürüyorlardır
Allah bilir
Charles Bukowski
Bir alışveriş merkesindesiniz; 6 katlı.
En alt katında bir sirk, iki köpek, ve bir paylaço.
Arka planda eğlenceli bir müzik çalıyor.
Palyaço köpeklere hükmediyor.
Köpekler palyaçonun emirleriyle şaklabanlık yapıyor, çocuklar kahkahalar atıyor, ailelerinin yüzü gülüyor, fakat palyaço ağlıyor...
Ama etraftakiler bunu farketmiyor, farketseler de birşey değişmeyecek hani.
Herşey olması gerektiği gibi, şimdilik.
Ardından üst katların birinden bir bağırma sesi geliyor.
Birisi en yukarıdan aşağıya atlıyor.
Herkes susuyor.
Arka plandaki o eğlenceli müzik çalmaya devam ediyor, fakat bu sefer eğlendirmiyor.
Çocuklar sessizcene ağlamaya başlıyor, ebeveynler ise onların gözlerini kapıyor, onları telkin ediyor.
Ceset hala sahnenin ortasında duruyor.
Kimse ne yapacağını bilmiyor.
Köpeklerden birinin üzerine kan sıçramış.
Paylaço ise cesedin yanına çömelerek ağlamaya devam ediyor.
Kimse cesedin kime ait olduğunu, neden şu anda ölü olarak yerde yattığını bilmiyor.
Cesedin üstü biraz önce paylaçonun elindeki pelerin ile kapanıyor. Fakat ayakları dışarıda.
Müzik hala çalmaya devam ediyor...
Bir teyze ellerini açmış, dua ediyor, belki de kendi evlatlarının erken acısını görmemek dileğiyle.
Herkes dışarı çıkartılıyor.
Arkamdaki dükkanın sahibi şimdiden ne kadar zarar yapacağının hesabını yapıyor.
Ben ise yarın akşam ne yiyeceğimi düşünüyorum.
Dünya dönmeye devam ediyor.
Onun için etmiyor.
Madem Yazgı William Shakespeare'den sözü açtı, oradan devam edelim bakalım =)

Yağmuru seviyorum diyorsun,
Yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun...
Güneşi seviyorum diyorsun,
Güneş açınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
Rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun...
İşte bunun için korkuyorum;
Beni de sevdiğini söylüyorsun...

1 Ekim 2007 Pazartesi

ipod'daki tüm parçaları sildim, Opeth'in itunes'dan lisanslı olarak aldığım albümlerini bile, şimdilik tekrar aktarmayı da düşünmüyorum, zaten Van'a gidene kadar istesem de aktaramam.
Anathema konserine gitme düşüncesini şimdilik askıya aldım.
Sadece 1 şarkı var hayatımda, uzun bir süre de tek başına kalacakmış gibi gözüküyor...

İnşa' Allah

Peygamberimiz'e(Allah'ın selamı onun üzerine olsun) günün birinde Ashab-ı Kehf ve Hızır Aleyhisselam hakkında bir soru sorulur. Resulullah'da bunun hakkında bir Vahiy'in geleceği düşünceyle cevabı yarın vereceğini söyler.

Buraya kadar herşey normal gibi görünüyor.

15 gün boyunca vahiy gelmez.

15 Gün sonra Cibril Aleyhisselam tarafından Kehf Sûresi'nin 23 ve 24. Ayetleri* nazil olur. Gelen ayet ibret vericidir.

"Bundan sonra Benim iznimi dile getirmeden hiçbir söz vermeyeceksin"

*Ayetin tam meâlini de verebilirim, ama sizin Elinize bir Kur'ân-ı Kerim alıp bakmanız daha hayırlı olur.

28 Eylül 2007 Cuma

Bir üniversitenin hiçbir numarası mı cevap vermez, bir yükseköğrenim kurumu bu kadar mı lakayt olur...

22 Eylül 2007 Cumartesi

Tam 3 saat kaldı.

Muhtemelen yarın sabah 9 gibi Kayseri'de olacağım. Muhtemelen şu anda Van'daki bilgisayarımla son etkileşimlerim bunlar, Özlem ve Yiğit'le konuşmamla beraber.
Belki biraz sonra The Mandate of Heaven kasarım, sonra da kapatırım bilgisayarı.
Şimdi tam emin değilim ama, Galiba 8 gündür Van'dayım. Biraz buruk, biraz da boş geçti sanki.
8 gün boyunca The Mandate of Heaven oynadım, paso değil ama. Archer'ımı Battle Mage yaptım, Sorcerer'ımı High Priest yaptım. Castle Darkmoor'a girdim ondan sonra, 2. kata gittim, sonra town portal yapıp kaçtım, feleğim şaştı böyle. O Greater Lich'e ben yapacağımı biliyorum ama, dönüşüm muhteşem olacak.
Şimdilik klan Level 25. Wizard'ım hariç, o level 24. Muhtemelen Learning'i expert olmadığındandır. Ama tabi en çok işe yarayanı da o. Lloyd's Beacon ve Town Portal'a sahip olması babında. Her ne kadar şimdilik kıytırık olsa da High Priest'da da Power Cure var. char başına 62 hp kurtarabiliyor şimdilik. Fena değil aslında.
Betül'le buluştuk iki defa. Özlemiştim.
Sınıfın bir kısmı ile beraber iftara gittik, Ulaş, Ertan, Davut, Erkan, ve Hüseyin'le beraber, Veysi Hoca'yı da yanımıza aldık. Her ne kadar ben belirli sebeplerden dolayı istemesem de, İkizler'e gittik. Güzel bir akşam geçirdik.
Gökhan'la beraberdik bütün akşamlar, 2 sefer hariç hep birlikte teravih namazlarını kıldık. 7 ayrı Camii'de 7 ayrı teravih namazı kılmak güzeldi.
Dersaneye gittim, hocalarımla vedalaşmak adına. Öğrencilerin bir ikisi hariç hiçbirini tanımadım. Oysa geçen sene her tarafa baktığımda ayrı bir selam verirdim. Kendimi ayrı bir yerde yabancıymışım gibi hissettim.
ÖSS'ye girecek arkadaşlarımda bir kasvet gördüm. Baskıdan mı, yoksa sorumluluklarını kaldıramadıklarından mı, bilmiyorum. Umarım yüzlerinin aklarıyla çıkarlar.
Geçen sene kendimi çok rahat hissediyordum, olması gerekmediği gibi. Ailem bu rahat olmam konusunda bana çok destek oldu. Üzüldüklerini biliyordum, fakat bana daime hayatın kendi hayatım olduğunu, kendi hayatımı kendimin yönlendirmesinin çok daha doğru olacağını bana söylediler, ihtiyacım olan buydu. İstediğim yerdeyim. Şu anda onlar da mutlu, ben de. Ama sakın bitti sanmayın herşeyi.
Babannemin burada ismini zikretmek istemediğim bir rahatsızlığı var. Ve bu rahatsızlığı kötüye gidiyor. İlaçlar eskisi gibi fayda vermiyor. İçim sıkılıyor, ben gidiyorum, o kalıyor, ben ölüyorum.
Kayseri'de nerede kalacağımı bilmiyorum. Yurtkur'un Yüksek ücretli yurdunu kazanmıştım, kaydımı da yaptırdım. Fakat Ert 2-3 gün önce telefon açtı, kuzen eve çıkıyoruz dedi. Kaça tutacaksın dedim, tuttum dedi. Evde kalırsam Kayseri'ye beklerim hepinizi, hoş yurtta da kalsam başımın üzerine gelirsiniz ya, neyse. Şu Kuzencancan garip adam.
28 Ekim'de Anathema Konseri var, Ankara'ya gidiyorum. Şimdiden para biriktirmeye başladım. Ert'in ilk maaşı ile beni Ankara'ya götürme sözü vardı 3 yıl önce. Onu Anathema konseri zamanına denk getireceğim işte. İnşallah Angelica ve Regret'i çalarlar, sonra Alternative 4'ten istediğini çalsınlar, şarkı ayırt etmiyorum, Eternity'den de olur.
Şükredilecek birçok şeyim, edilecek bir çok duam var.


Şüphesiz ki sen işiten, ve duaları kabul edensin.

Barış Manço - Gamzedeyim Deva Bulmam

11 Eylül 2007 Salı

Spam'dan Hayır Beklemek

> > >>Okan Sönmez 20 yasinda lösemi (kan kanseri); hastasi, gata tip
> > >>fakültesinde yatiyor, hayatta kalmak icin hergün on iki ünite
> > >>trombosite ihtiyaci var. Ama kan grubu “ B rh (-) (negatif) “
> > >>oldugu icin ailesi kan (daha dogrusu trombosit) verecek “donör”
> > >>bulmakta zorlaniyor.
> > >>
> > >>Babasi Hayrettin Sönmez insanlarin ilgisizliginden yakiniyor.
> > >>Isyeri olan İstanbul Büyüksehir Belediyesine yaptiği basvuruya 30
> > >>bin çalisan arasindan sadece 3 kisi cevap vermis. Oglunu
> > >>yasatabilmek icin varini yogunu ortaya koyuyor. Eger siz veya bir
> > >>tanidiğiniz B rh (-) negatif kana sahipse
> > >>
> > >>Lutfen Hayrettin Sönmez' e ait 0 535 744 8710 numarali telefonu
> > >> arayin.
> > >>
> > >>Yok, ben böyle islerle ilgilenmem? diyorsaniz. En azindan
> > >>mouseunuzu birkac kez tiklatarak bu mesaji adres defterinizdeki
> > >>kisilere yollayın. Orda yatan sizin cocugunuz veya kardesiniz
> > >>olabilirdi.
> > >>
> > >>
> > >>Not: Trombosit kanin pihtilasmasina yol acan bir maddedir.Kisi
> > >>trombosit verdikten 3 gün sonra yeniden trombosit verebilir.
> > >>Saglikli bir insan yilda 24 kez trombosit verebilir.
> > >>Kandaki trombosit ayristirilmasi islemi yaklasik 50 ile 70 dakika
> > >>arasinda sürmektedir eğer bunu yapamıyorsanız en azından mousenuzu
> > >>birkac kez tıklatarak bu gence yardımcı olabilirsiniz.
> > >>
> > >>
> > >>Unutmayın bu siz ya da kardesiniz ya da cok sevdiginiz biri de
> > >>olabilir...!
> > >>
> > >>
> > >>
> > >> Esenlikler dilerim. Çiğdem Şaşmaz.
> >
> >
> >
> >Bu e-posta ve ekleri kişi ya da kuruma özeldir ve yasal olarak gizlilik
> >gerektirebilir. Eğer mesajın gönderilmek istendiği alıcı siz değilseniz bu
> >mesajın herhangi bir parçasını iletme, kopyalama, dağıtma, açıklama,
> >saklama veya kullanma hakkına sahip olamazsınız. Bu mesajı bir hata sonucu
> >aldıysanız lütfen mesajı ve sisteminizdeki tüm kopyalarını siliniz ve
> >gönderene derhal bildiriniz. Bu mesajin zamanında, virüssüz veya hatasız
> >gönderilmesi garanti edilmemektedir. Gönderen, meydana gelebilecek
> >hatalardan veya eksikliklerden dolayı sorumluluk kabul etmemektedir.


Böyle bir mail gelmiş, gelen kutuma baktığımda 4 tane vardı aynısından, forward zincirine takılmışız anlaşılan. Genelde inanmam böyle gelen maillere, ama yine de Zehra'nın hatrına bir şans vereyim dedim. Hayrettin Sönmez amcamızın telefonunu arayacak, durum hakkında bilgi alacaktım. Telefonu aradığımda aldığım cevap, beni pek de dumura uğratmamıştı açıkçası;

"Aradığınız numara kullanılmamaktadır..."

Sonra internet üzerinde yaptığım ufak bir araştırmada, Okan Sönmez'in 2004 yılında vefat ettiğini öğrendim, bu beni dumura uğrattı işte.

Allah kimseye evlat acısı göstermesin, ne diyeyim.

8 Eylül 2007 Cumartesi

Caeserea

En başta şunu sormak istiyorum;
Van'lılar Buruki, Erzurum'lular Dadaş, Trabzon'lular Laz, Elazığ'lılar Gakkoş, İzmir'liler Gavur, Siirt'liler Siirt'li de, Kayseri'liler ne?
Neyse.

5 gündür Erciyes Üniversitesi öğrencisiyim, peki bir hayrını gördüm mü şu ana kadar, verdikleri abidik gubidik bir çanta haricinde, hayır. Otobüs biletleri hala 1 milyon. Evimi yıktı ki, sormayın.

Daha önce söylemiştim belki, Kayseri hayatımda gördüğüm en düzenli şehirlerden biri, benim kalbimde de en güzellerinden biri aslında. Hala da öyle, çok şükür. Kayseri Park yeter bana.
Pazartesi ve Çarşamba günleri Hazırlık Muafiyet sınavı var. 2 oturumda yapılacak, Grammer, Listening, ve Writing. Oha ama. Erzurum'daki Muafiyetimi kabul etmediler. Buradakini de geçemeyeceğimden korkuyorum. Hakan Abi'nin verdiği Main Approach sağolsun ingilizce bilgimi biraz depreştirdi de, İngilizce'den ziyade çok daha hayırlı bir konu hakkında kendimi baya bi geliştirdim. Umarım İngilizce'yi de geçebilirim, her ne kadar genel manada İngilizce'me güvensem de, yeterince önyargı yüklediler, sağolsunlar.

Yurta kaydımı yaptırdım, Pazartesi günü yerleşeceğim büyük ihtimalle, o zamana kadar kuzenimin evinde kalıyorum. Daha doğrusu evimsinde.

http://www.kenthaber.com/Arsiv/Haberler/2006/Haziran/04/Haber_142107.aspx


Bu linkteki hede var ya, halt etmiş bizim evin yanında. Ha bak kimse yalnış anlamasın, Şener Abi de, Murathan abi de kafa adamlar, öyle böyle değil. Ama 7 gün önce sucuklu yumurta yapılmış tava hala arkamda. Buraya bir kadın eli değmesi lazım.

Şu anda mutlu muyum, mutluyum. İstediğim yerde miyim, evet öyleyim. Herşey çok güzel olacak mı, Bilmiyorum.

Opeth - Isolation Years

ps.Şu anda bir insanın sahip olabileceği en kötü klavye ile gönderiyorum bunları, kallavi bir atp harcayarak. Kıymetimi bilin yani.

28 Ağustos 2007 Salı

Ne Zaman Kapandı ki

Hz. Rabia döneminin Hakk dostlarından Salih b. Mürri bir sohbetinde sık sık;
-Bir kimse Hakk'ın kapısını durmadan, ısrarla çalarsa bu kapı ona bir gün mutlaka açılır.
...diye tekrar etmektedir.
Arka sıralarda sohbeti dinlemekte olan Rabia Sultan nihayet dayanamaz, ayağa kalkıp, Salih b. Mürri'nin sözüne müdahale eder:
-Ey Salih! Daha kaç kere o kapı çalana açılır deyip duracaksın... O kapı ne zaman kapanmıştı ki, tekrar açılsın!
Başlar Rabia'ya döner. Salih Mürri'nin başı ise mahcup olarak yere...
(Allah'ı sevmek, Said Alpsoy, s95)

16 Ağustos 2007 Perşembe

Benim gönlümden geçen oldu.

15 Ağustos 2007 Çarşamba

Ailemin gönlünden geçen mi?
Arkadaşlarımın gönlünden geçen mi?
Benim gönlümden geçen mi?
Yoksa hiç gönülden geçmeyen mi?

Bu dördünden biri.

10 Ağustos 2007 Cuma

Bazen yeni bir sayfa açmak gerekir.